Türkiye Cumhuriyeti, asırlardır farklılıklarını zenginlik bilen, aynı bayrak altında kenetlenmiş büyük bir milletin adıdır. Bu milletin mayasında kardeşlik, dayanışma ve vatan sevgisi vardır. Türk’üyle Kürt’üyle, Laz’ıyla Çerkez’iyle aynı kaderi paylaşan bu aziz millet, tarih boyunca nice badireleri omuz omuza vererek aşmış; birlik ve beraberliğini her şartta korumayı başarmıştır.
Bugün “Terörsüz Türkiye” hedefi, sadece bir güvenlik politikası değil; aynı zamanda kardeşliğimizi daha da pekiştirecek, toplumsal huzuru kalıcı hâle getirecek büyük bir medeniyet yürüyüşüdür. Bu yürüyüşte en büyük gücümüz, milletimizin ortak vicdanı ve sağduyusudur. Çünkü bu topraklarda yaşayan herkes bilir ki; Türk ile Kürt’ün arasına örülmek istenen duvarlar, tarih boyunca kardeşliğin sarsılmaz iradesiyle yıkılmıştır.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ortaya konulan güçlü devlet iradesi ve Sayın Devlet Bahçeli’nin milli birlik vurgusu, Türkiye’nin terörle mücadelesini yalnızca sahada değil; gönüllerde de kazanmaya yönelik kararlı bir anlayışı temsil etmektedir. Bu anlayış, ayrıştıran değil birleştiren, ötekileştiren değil kucaklayan bir devlet aklının tezahürüdür.
Terör, sadece can kaybına yol açan bir güvenlik sorunu değildir; aynı zamanda milletin arasına nifak tohumları ekmeye çalışan karanlık bir tehdittir. Bu nedenle meseleye sadece silahla değil; eğitimle, kültürle, sosyal politikalarla ve en önemlisi kardeşlik bilinciyle yaklaşmak zorundayız. Gençlerimizi ayrıştıran değil, birleştiren bir anlayışla yetiştirmek; onlara ortak tarihimizin, ortak değerlerimizin ve ortak geleceğimizin bilincini kazandırmak en büyük görevimizdir.
Bir annenin gözyaşı, bir milletin yüreğinde açılan en derin yaradır. Hangi dilde ağıt yakılırsa yakılsın, acı aynıdır. Bu nedenle “Terörsüz Türkiye” demek; anaların ağlamadığı, çocukların korkmadan büyüdüğü, gençlerin umutla yarınlara yürüdüğü bir ülke demektir. Bu hedef, sadece devletin değil, her bir vatandaşın yüreğinde taşıması gereken kutsal bir sorumluluktur.
Toplumsal huzur ve mutluluk, ancak birlikte yaşama iradesiyle mümkündür. Aynı sofrayı paylaşan, aynı bayrağın gölgesinde yaşayan insanların birbirine sırt dönmesi düşünülemez. Bugün bize düşen görev; geçmişten aldığımız kardeşlik mirasını daha da güçlendirerek geleceğe taşımaktır. Çünkü güçlü bir Türkiye, ancak güçlü bir toplumsal birliktelikle mümkündür.
Unutulmamalıdır ki bu topraklarda bin yıldır birlikte yaşayan insanlar, kaderlerini de geleceklerini de birlikte yazmıştır. Bu birlikteliği bozmak isteyen her türlü girişim, milletimizin sağduyusu ve feraseti karşısında eriyip gitmeye mahkûmdur. Bizler, ayrışmanın değil kaynaşmanın; nefretin değil sevginin; korkunun değil umudun tarafındayız.
“Terörsüz Türkiye” süreci, yalnızca bir hedef değil, aynı zamanda bir gönül seferberliğidir. Bu seferberlikte her bireyin sorumluluğu vardır. Eğitimciden sanatçıya, siyasetçiden esnafa kadar herkes, bu kardeşlik ikliminin güçlenmesine katkı sunmalıdır. Çünkü bu dava, bir milletin geleceğini inşa etme davasıdır.
Gelin, ortak değerlerimiz etrafında kenetlenelim. Gelin, çocuklarımıza korkusuz bir gelecek bırakalım. Gelin, bu toprakların bin yıllık kardeşliğini daha da yüceltelim.
Çünkü biz birlikte güçlüyüz. Çünkü biz aynı milletin evlatlarıyız. Çünkü bizim adımız Türkiye’dir.
